Metrica

Beraat ne zaman?

Ebedi bir hayata namzet olan ve hayatının her halinde fıtratına uygun olarak yaşamanın gayreti içinde olması gereken insan, hayatı boyunca zor-kolay sorulara muhatap olduğu imtihanlar karşısında nasıl yaşaması gerektiğini yine Yaratanın çizdiği sınırlar ve koyduğu kurallar çerçevesinde tamamlamaya gayret göstermelidir.

Helal dairesinin keyfe kâfi geldiği ve harama girmeye hiç lüzumu olmayan bir hayat çizgisi insaniyet için yeterlidir. Diğer yandan kullanım ve kontrolü kaybedildiğinde tüm kötülüklerin kaynağı haline gelen nefs ile muhatap olan ve apaçık düşmanı olarak beyan edilen şeytana maskara olmaya meyilli olan insanın işi hem çok kolay hem de çok zor. Hiçbir insana takat yetiremeyeceği ve gücünün yetmeyeceği yük yüklenmeyeceği kesin beyan edilmiştir.

Her insan kabre yalnız girecek. En sevgili yakınları ve dostları kabir kapısına kadar gelecekler. Sonra kendisi kendi yaptıklarının yükü ve rahatlığıyla yapayalnız kalacak. Dünyevi dostların ve rütbelerin hiçbir kıymetinin kalmadığı an ve hale hazırlanmakta ciddi gayret göstermesi gerekirken, dünyada ebedi kalacak ve saltanatı hiç sönmeyecek gibi hakiki istikbalden gafil bir halde hayat yaşamak; ne kadar cahilce ne kadar zalimcedir. Hatta Kur’an Ahzab 72 de insanı çok zalim ve çok cahildir sıfatıyla belirtmektedir. Neden mi? İnsanın kendine ettiğini başkası etmez, işte bu sebeple çok zalimdir. Kendine ettiğinin farkında olsa da vazgeçemez, bu sebeple çok cahildir. Bundan dolayıdır ki Yunus(as) “Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum” demekle insanın her halde kendi ektiğini biçeceğini beyan etmektedir. Gelelim bütün bunlara rağmen ‘beraat edebilecek miyiz?’ sorusuna. Evet, kati bir emir de şudur ki; Allah’ın rahmetinden ümit kesilmez ve kesilmeyecektir. Ahiret ticareti için gayet kârlı bir meşher, bir pazar olan ve uhrevî hasılat için gayet münbit, verimli bir zemin ve amellerimizin bereketle meyve vermesi için bahardaki nisan yağmuru gibi olan günler ve geceler müjdelenmiştir. Bu vesile ile az amellerimiz bereketlensin, fâni dünyada, fâni ömür içinde ve kısa bir hayatta, bâki bir ömür ve uzun bir hayat-ı bâkiyeyi tazammun etsin ve bize kazandırsın. Bu gecelerden biri de Beraat Gecesidir. Burada hoca efendilerin sahasına girmeyeceğim. Onlar bu geceyi uzun uzun anlatıyorlar. Şunu beraber mütalaa edelim istiyorum; gayret etmeden hak etmek olur mu? Emek harcamadan ikram kazanılır mı? Ömrünü bilerek, isteyerek ve terk etmeyerek kendi nefsine ve başkalarına (insan olsun, hayvan olsun, bitki olsun) her halde ve her makamda eziyet eden bir insan neyin beraatını bekler? Bunu anlamak mümkün değil. Evet, insan hata yapar, kusur işler. Başka mahlûkata yapmışsa helallik ve özür diler. Allah’a karşı ise tövbe eder, nedamet eder, pişmanlık duyar. Bu yanlışları işlememek için azim çaba gösterir. Bu durumda iyi halden yararlanmayı hak eder. Ancak bazıları dünyada makamını, şöhretini, servetini kullanarak zavallı bir ahlaka düşmüş olan insanlar vasıtasıyla davalardan beraat eder veya kimse hakkında davacı olamaz ya; işte ahireti, hesap ve huzur makamını da öyle zannederler. İnsana cahil ve zalim denmesinin sebebi de budur galiba. Beraat isteyen önce mahkûm edecek işlerden uzak kalmalıdır. Oldu ki işledi, gecikmeden hayırlı bir iş yaparak acilen telafi etmesinde fayda var. Herkes bilir ki tohum ekmeden mahsul toplanmaz, buğday ekip arpa hasat edilmez. Zerre miskal hayrın ve zerre miskal şerrin karşılıksız bırakılmayacağı bir mahkeme-i kübraya hesap bırakmamakta azim fayda var. Gelin ey dostlar, bizler her geceyi beraat gecesi gibi geçirelim. Tek günle anneler günü olmaz diyenler, tek taşla sevgililer gününü kabul etmeyenler; tek gecede mevlit dinlemekle beraatın olmasının pek mümkün olmayacağını nefsimize kabul ettirelim. Ömrünü şeytanın dostluğu ve nefsinin yön vermesiyle geçirdikten sonra arkamızda bıraktıklarımızın bir lokma hayrıyla, kırk iki elli iki gibi günlerde tavuklu pilav ayran hayrıyla beklediğimiz beraat müjdesinin gerçekleşmesinin zor olduğunu kabul edelim. Hakiki ve halis kul olana Allah’ın yardımcı olacağını unutmayalım. Elhasıl, âhiret gibi dünya saadeti dahi ibadette ve Allah’a kul olmaktadır. Öyle ise biz daima “bize taat ve muvaffakiyet nasip eden Allah’a hamd olsun.” demeliyiz ve müslüman olduğumuza şükretmeliyiz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Muhlis - Mesaj Gönder

# oldu, KADAR

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazetesehir Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazetesehir hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazetesehir editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazetesehir değil haberi geçen ajanstır.