Metrica

İnsan onurlu doğar

Hayatımızı şekillendiren, yönlendiren fikirleri, yaşayışları ve idealleri düşündüğümüzde; kaynakları itibariyle hiç aklımıza gelmeyen bir bölge vardır. Hatta milyonluk soru olsa birçok yarışmacının kaybedeceği bir sorunun cevabıdır bu; AFRİKA. Evet, bu kara bahtlı mazlum insanların yaşadığı parlak kıta. Zaman zaman farklı ülke ve ekolleri araştırmaya çalışırım. Geçenlerde Ousmane Sembène ismiyle karşılaştım. İlginç bir karakter ve mücadele adamını tanımak heyecan verdi. Kimdi bu Osman Sembene? 1 Ocak 1923’te Senegal’de doğdu, 9 Haziran 2007 Dakar’da vefat etti. 1960’lı yılların ortasından başlayarak tarihsel-siyasal romanları ve filmleriyle uluslararası ün kazanmış Senegalli yazar ve sinema yönetmenidir. Hayat hikayesini bir çok yerden okumanız mümkün. Bu bizi çok ilgilendirmiyor.

Afrika’nın insanlarını sadece resim ve filmlerinde arka fon gibi kullanan Batının emperyalist felsefesinin bizlerdeki yansıması da farklı değildir. Sömürgeciliğin ve kültürel emperyalizmin en şiddetli tezahürünü gördüğümüz Afrika kıtası; uzun yıllar boyunca büyük, derin ve çok dilsiz acılar biriktirdi. İşte Ousmane Sembène bu dilsiz acıları film diliyle önce kendi halkına sonra dünyaya duyurmaya çalıştı. Hatta 1968’den sonraki filmleri Volof dilinde çekerek kendi insanlarına etki, dünyaya tepkisini ortaya koymuştur.

En etkili tepkisini layık görüldüğü 1997 yılında İngiliz Kraliyet Ailesi Özel Onur Ödülü töreninde gösterdi. 74 yaşındaki yazar, törene katıldı, kürsüden Kraliçe II. Elizabeth’in yüzüne karşı, dünyayı şok eden bir konuşma yaptı ve ödülü almadan salonu terk etti. Dinleyelim;

“Sayın baylar ve bayanlar, konuşmama İngiliz dilinde devam etmeyeceğim için hepinizden özür dilerim. Sizin topraklarınızdayım ve sizin sahibi olduğunuz sistem içinde, sizin tarafınızdan payelendiriliyorum. Ancak asıl konuşmam kendi öz dilimde olacaktır. Merak edenler, konuşmamın İngiliz diline tercümesini koltuklarında bulabilirler…

İngilizler geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı. Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler. Gözümüzü açtığımızda ise; bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı…

İngilizlerin dinini, dilini öğrendik. Uzak dünyadan gelen yeni dil ve din bizi hep çalışmak zorunda kalan itaatkâr köleler yaptı. Özgürlük için her karşı geldiğimizde, bizi birbirimizle savaşmak için ikna ettiler ve silah verdiler. İngilizler gelmeden önce topraklarımızda sadece kavga vardı. İngilizlerin kutsal dini bizim kavgacılığımızı kullandı; evlatlarımızı savaşçı yaptı. Hem de sadece kendi kardeşleriyle savaşan, dünyayı İngiliz dilinden ve İncil’den ibaret sanan vahşi savaşçılar...

Hastalıklar yaydılar. Ne olduğunu bilmediğimiz içeceklerle bizleri hasta ve zayıf yaptılar.

Atalarımızı zincirleyerek büyük şehirlerine köle olarak götürdüler. O büyük binaları, caddeleri, tünelleri ve kiliseleri, insan etinin üzerine inşa ettiler…

Kendilerini temizlemek içinse sanatçılarına fikir adamlarına, "sadece kendilerini kapsayan insan tariflerini" yaptırdılar.

Her çeşit yiyeceklerin büyüdüğü topraklarımıza ilaçlar döktüler. Toprağın altındaki yanıcı siyah cehennem kanı (petrol) için bizleri öldürdüler. Büyük acılar ve ölümcül işkenceler ördüler…

Her gelen gemiden kıyılarımıza hep ikiye bölünmüş tekneler yanaştı. İlk gelenler zulüm ettiler, arkadan gelen arkadaşları zulmü durdurma vaadiyle bizleri ele geçirdiler.

Bugün gelenler de aynı sistemle hala işgale devam etmekteler…

Yeni ilaçları, biyolojik silahları ve hastalıkları deneyen gönüllü doktorlarınızı istemiyoruz.

Emperyalist sisteminizde geri dönüşüm ekonomisiyle aslında sömürü olan yiyecek yardımlarınızı kabul etmiyoruz.

Birbirimizi anlamamızı zorlaştıran, şarkılarımızı ve masallarımızı unutturan fakir dilinizi reddediyoruz.

Çağdaş dünya daveti içindeki, bizi zorla şekillendiren yüzeysel sanat kuramlarınıza karşı çıkıyoruz.

Özgürlüğümüzü ilan ediyor, Afrikalı insanlar olarak doğduğumuzu ve Afrikalı ölmek için de bütün Avrupa’yı topraklarımızdan kovuyoruz.

Birbirimizi öldürelim diye bize öğrettiğiniz ırkçılığı, felsefe adına önümüze sürdüğünüz batının sığ kafalı laflarını, hukuk adına yaptığınız bütün şovenistliklerinizi ve sanat diye dayattığınız bütün estetik öğretilerinizi Afrika topraklarından silene kadar Afrika sizinle savaşacaktır.

Siz kabul etmeseniz de bir Afrikalı en az dünyanın herhangi bir yerindeki bir batılı kadar onurludur.

İnsan onurlu doğar. Ve hiçbir insanın kraliçelerin vereceği onura ihtiyacı yoktur”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Muhlis - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazetesehir Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazetesehir hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazetesehir editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazetesehir değil haberi geçen ajanstır.